Sibernetik bir farkındalık yörüngesinde, ağırlıkla Jazz ve hi-tech devinimler arasında tohum veren algoritmanın patafizik sorgulamalardan geriye kalan gölgesinde yeşeren zehirli lotuslara gönül verme riskini umursamadan biçimsel ve duygulanım bağlamında antik yunanın atom altı halüsinatif serüvenlerinde paçavraya dönüşmüş yelkenlerle dans edip zırvalayan bir korsanın gotik neşesi 19. yüzyıl yeniyetme Fransız şairlere özgü hesapsız budalalıkla kuşanınca; masaya gelmiş, gelebilecek olan ne varsa Oblomov iştahıyla yutmak peşindeyim.

1975 yılında Akdenizin şirin bir sahil kasabasında doğdum aşırı mutlu bir çocukluk geçirdim birkaç yıl önce uzaylılar tarafından kaçırılıp üç gün boyunca yontu ilmiyle ilgili birçok kozmik sırla donatılmadan öncesine kadar tüm yaşamımı aşk meşk ve sarhoşlukla sadece eğlenerek geçirdim elinizdeki katalogda fotoğrafları yer alan ahşap ve mermerden yontulan işler, sözü edilen ‘sırların’ henüz elbette sadece birkaç damlasıyla sarmaş dolaş olarak gün yüzüne ulaştılar. Ama çok çalışıyorum bazen günde on yedi saat, hiç sıkılmadan, evde sevgili karıcığım dünya tatlısı çocuklarım beklemese atölyede yaşayarak geçirebilirdim yıllarımı gerçekten.


When the gothic joy of a pirate dancing and babbling with the ragged sails in the subatomic hallucinative adventures of Ancient Greece in terms of form and aesthesis, not caring the risk of falling in love with the poisonous lotuses growing in the shadow of an algorithm that largely gives seed between jazz and hi-tech motions in the axis of a cybernetic consciousness left over from the pataphysical interrogations, was armed with the unplanned idiocy of 19th-century young French poets; I'm after devour anything that came or might come to the table with Oblomov's appetite.

In 1975, I was born in a pretty Mediterranean seaside village, I had a wonderfully joyful childhood, before being captured by aliens a few years ago and being exposed to several cosmic secrets regarding sculptural knowledge for three days, my entire life was spent simply enjoying love and rapture. Works carved from wood and marble which photos are included in the catalog in your hand have surfaced embracing with just a few drops of the aforementioned ‘secrets’. But I work hard, sometimes seventeen hours a day, without getting bored, I could really spend my years living in the atelier if my beloved wife and sweet children weren't waiting at home.